1 Ocak 2013 Salı

Bir tek annem olsun bana birşey olmaz...

 
 
 
 
 
 
Bir zamanlar dünyaya gelmeye hazırlanan bir çocuk varmış.

Bir gün Tanrı'ya sormuş;
"Tanrım, beni yarın dünyaya gönde
receğini söylediler. Fakat, ben o kadar küçük ve güçsüzüm ki, orada nasıl yaşayacağım?"

"Tüm meleklerin arasında senin için bir tanesini seçtim, O seni bekliyor olacak ve seni koruyacak. Meleğin sana hergün şarkı söyleyecek ve gülümseyecek. Böylece sen onun
sevgisini hissedecek ve mutlu olacaksın."

"Peki, insanlar bana birşey söylediklerinde, dillerini bilmeden, söylediklerini nasıl anlayacağım?"

"Meleğin sana dünyada duyabileceğin en tatlı ve en güzel sözcükleri söyleyecek. Sana konuşmayı, di
kkatle ve sevgi ile öğretecek."

"Peki, ben seninle konuşmak istersem ne yapacağım?"

"Meleğin sana ellerini açarak bana
dua
etmeyi de öğretecek."

"Dünyada kötüler olduğunu da d
uydu
m. Beni onlardan kim koruyacak?"

"Meleğin seni kendi hayatı pahasına da olsa koruyacak."

"Fakat, ben seni bir daha göremeyeceğim için çok üzgünüm."

"Meleğin sana sürekli benden söz edecek ve ulaşmanın yolunu öğretecek."

O sırada
cennette bir sessizlik olur ve dünyanın sesleri cennet
e kadar ulaşır. Çocuk gitmek üzere olduğunu anlar ve son bir soru sorar;

"Şimdi gitmek üzere isem, benim Meleğimin adı ne?"

"Meleğinin adının önemi yok yavrum. Sen onu, "ANNE" diye çağıracaksın."



 


25 Aralık 2012 Salı

Baba ve oğlu..İzlemeden geçmeyin ..





                                                                      Baba ve Oğlu..
                                                             Baba oğluna sorar; Bu ne?
                                                          Çocuk cevap verir; serçe baba..
                                                      Sonra tekrar sorar, tekrar ve tekrar..
                                               Oğlu en sonunda sinirlenir ve babasına kızar..
             Kimse ama hiç kimse , bir çocuk sahibi olmadan babalığın ne oldunu anlayamaz....



 
 
 
Hala anne ve babanız hayatta ise kıymetini bilin. Eminim ki her anne baba evladı için her şeyi çekinmeden yapar ama nedense evlatlar anne, babanın yaptığı her şeyi onun kötülüğü için yaptığını düşünür. Bir gün sizde anne/baba olacaksınız sizde evladınız için en iyisini yapmaya çalışacaksınız evladınızda size aynısını yapacak, işte o zaman anlıyacaksınız anne ve babanızın değerini. Unutmayın ki ne ekerseniz onu biçersiniz...

20 Aralık 2012 Perşembe

Hemen mi öleceğim ?





 
 
 
Yıllar önce hastanede çalışırken ağır hasta bir kız getirdiler. Tek yaşam şansı beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynı hastalıktan mucizevi şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın mikroplarını yok eden bağışıklık olmuştu. Doktor durumu beş yaşındaki oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu. Küçük çocuk bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve "Eğer kurtulacaksa veririm kanımı." dedi. Kan nakli ilerlerken, ablasının gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu. Kızın yanaklarına tekrardan renk gelemeye başlamışt; ama küçük çocuğun yüzü de giderek soluyordu. Gülümsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu: "Hemen mi öleceğim?" küçük, doktoru yalnış anlamış, ablasına vucudundaki bütün kanı verip öleceğini sanmış, buna rağmen kanını vermişti.
 
 
Kardeşi olan insan daha iyi bilir kardeşin ne demek olduğunu, gözünü kırpmadan bütün herşeyini verebileceğin ilk insandır hayatında. Anne ve babanın bilmediği görmediği şeyleri görüp bilir, gün gelir arkadasınız olur gün gelir dostunuz olur ve gün gelir kurtarıcınız olur...
 

12 Aralık 2012 Çarşamba

Dinlemek



Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahr ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacıyla aynı boya gelmiş.
 
Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa :

 
"Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç ?"
 
"On yılda" demiş kavak.
 
"On yılda mı ?" diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak. "Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!"
 
"Doğru" demiş ağaç, "Doğru."
 
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgarları başladığında kabak önce üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış.
 
Sormuş endişeyle kavağa :
 
"Neler oluyor bana ağaç?"
 
"Ölüyorsun." demiş kavak.
 
"Niçin?"
 
"Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için."
 
 
Bazen insanlarda hırslarına yenik düşüp kısa zamanda en iyisi olmayı ister ama herşeyin bir zamanı bir sırası olduğunu unutmamak gerekir. Çıkışın ne kadar hızlı olursa inişinde o kadar hızlı olacaktır. Attığın her adımda yere ne kadar sağlam bastığın önemlidir, adımları hızlı atman değil ne kadar kendinden emin bastığın önemlidir. Bir inşaat yapıyor olabilirsin ama o inşaatta ne kadar kaliteli malzeme ve ne kadar sağlam işçilik çıkardığın önemlidir yoksa ilk depremde toprağa karışırsın ..
 
Merdivenleri yavaş çıkın mühim değil, ikişer ikişer çıkıpta bir yerde düşüp kalmadınızdan veya belli bir yerde nefesinizin kesilip devam edememenizden daha iyidir. Önünüzü görme fırsatı tanıyın kendize, yıllar akıp gidişini izlemeyin o yıllarda dallarınızın ne kadar uzağa eriştiğine ne kadar gölge yaptığınıza bakın , o gölgede ne kadar insanın huzur içinde oturup huzur bulduğuna bakın. Ne yaparsanız yapın kendinizi dinlemek için zaman ayırın ... 

6 Aralık 2012 Perşembe

Üretmek



  Hakim yaşlı çifte sormuş:
 
  "Bunca yıldan sonra niçin ayrılmak istiyorsunuz?"
 
  Yaşlı kadın cevaplamış:
 
  "Hakim bey bir ay öncesine kadar böyle bir şey yoktu. Eşim bana bir mine çiçeği hediye getirdi, ben de çiçekleri çok severim. Çiçek çok sulanması gereken bir çiçekmiş ve kocam düzenli aralıklarla sulanmadığında çiçeğin öleceğini söyledi. Ben kemik rahatsızlıkları olan bir insanım. Geceleri uykumdan kalkıp çiçeği sulamam gerektiği halde, bir gün fark ettim ki kocam bir kez olsun benim ağrıma rağmen gece kalkıp da çiçeği sulamadı. Bunun üzerine ben de bu kadar düşüncesiz bir insanla yaşamamam gerektiğine karar verdim."
 
Hakim kadına hak vermiş; ama adettendir diye bir de adama sormuş:
 
"Senin söyleyecek bir şeyin var mı?"
 
Yaşlı adam cevaplamış:
 
"Eşimin anlattığı her şey doğru, tek bir şey dışında. Mine çiçeği çok sulandığında ölür.Karımın kemik rahatsızlığı var ve iyileşmesi için düzenli egzersiz yapması gerekir; ama eşim bunu yapmadığı için ben de bu yalanı buldum."Çiçeği ölmesin diye" her gece kalkmak zorunda kaldı. O her uyandığında ben de uyanık olurdum, işini bitirip uyuduğunda gidip çiçeğin suyunu boşaltır, peçetelerle toprağını kuruturdum. Sonra da yatağa gelip bana bu güzel hayatı bahşeden, canımdan çok sevdiğim eşimi doyasıya seyrederdim."
 
Hakim çifti boşamamış.
 
 
Şuan ki evliliklerden ne kadar uzak bir hikaye. Artık ilk tartışmada hataların insanın yüzüne vurulduğu ve bunun karşısında yapılan iyiliklerin anında söylendiği ilişkilere çokta uzak değiliz ! Karşılıksız bir şey beklemeden ne kadar saf ve temiz bir aşk. Kendisinden başka kimsenin bilmesini gerektirmeyen ne kadar yüce bir kalp. Her akşam eşinize söylediğiniz yalan için ondan daha fazla emek harcamak ve sonrasında o herşeyim dediğiniz insanı saatlerce sessizce izlemek. Kimi zaman koca bir hayatın anıları yüzünüzde tebessüm oluşturur, kimi zaman ayrılma düşüncesi gözünüzde bir damla yaşa neden olur. Bazen her şeyi söylemek değildir aşk. Kimi zaman koca bir sarılmadır, kimi zaman sevdiğinin yanağına koyduğun ufak bir öpücüktür.

3 Aralık 2012 Pazartesi

Kim Olduğumuz



Hindistan'da bir sucu , boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova, içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş.Sucu her seferinde patronun evine sadece bir buçuk kova su götürebilmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş.
    
 İki yılın sonrasında bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş: "Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum."

 "Neden ? " diye sormuş sucu. "Niye utanç duyuyorsun ?"

Kova cevap vermiş: "Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı, sen bu kadar çalışmana rağmen, emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun."

Sucu söyle demiş: "Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri fark etmeni istiyorum."

Gerçekten de tepeyi tırmanırken çatlak kova, patikanın bir yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş.

Sucu kovaya sormuş:

"Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettin mi ? Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle olmasaydın, o evinde bu güzellikleri yaşayamayacaktı."


   Ne kadar da anlamlı bir hikaye , her okuduğumda acaba kaç kişi bunu yapabiliyor , ben bunu yapabiliyor muyum diye düşünüyorum ! Kaçımız o su sızdıran kovayı kullandırdık ? Kaçımız bir kişinin kusuru anlamlı bir hale getirmek veya ondan faydalanmaya çalışmak için uğraşırdık ! Hikaye geçenlerde severek okuduğum bir kitaptan alıntıdır, sizlerle paylaşmak istedim ...